Arama

korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2022 Çarşamba

Altered States (1980)

*** Gerçeğin Ötesinde ***

Konusu şöyle; Psiko-fizyolog Eddie Jessup (William Hurt) uyarıcı ilaçlar ile yalıtılmış tanklarda saatlerce kalarak yaptığı deneylerle bilincin sınırlarını çözmeye çalışmaktadır, bu sırada da ateist olmasına rağmen birçok dinsel halüsinasyon görür. Son derece asosyal neredeyse akıl hastası bir kişilik olmasına rağmen kendisi gibi sıradışı Emily'i bulur ve evlenir, kariyerine devam eder. Yıllar sonra Meksika'da yerlilerden bulduğu bir mantarlarla aynı deneyleri tekrarladığında farklı bir fiziksel ve zihinsel varlığa dönüştüğünü ve ulaştığı yerin insanlığın tarihi atalarının yaşamları olduğunu düşünür.
Ne anladım; Ken Russell'ı roman uyarlaması bu psikolojik bilimkurgusu William Hurt için birkaç televizyon dizisi sonrası ilk sinema deneyimi, cesur ve etkileyici bir başlangıç. Romanın yazarı Paddy Chayefsky yönetmenle hiç anlaşamamış ve filme de senarist olarak adını vermemiş. Film  Jacob's Ladder ya da ilham kaynağı olduğu Cronenberg'in The Fly tonunda.
Aklımda kaldı; 80 yapımı bir film için derinin kabarması gibi efektlerini başarılı buldum. Drew Barrymore'un ilk filmi.
Sonuç; Bob Balaban varsa film kötü olmaz.
14 mart günü izledim

7 Şubat 2010 Pazar

Saw VI (2009)

**** Remember, don't trust the one who saves you. ****

Konusu şöyle; Ajan Strahm bir önceki bölümde ölmüştür ve Dedektif Hoffman artık Jigsaw'un planının uygulayıcısıdır. Bu bölümde ise bir sigorta şirketinin tazminat ödemesini engellemek için müşterilerin davalarındaki açık noktaları bulmakla görevli William'ın hayatındaki insanlar onun kurtarabileceği tuzaklarda can vermeye başlar.

Ne anladım; bir önceki ara taksim ya da aslında yarım bırakılan bölümden sonra tüm seriyi tamamlayan bir final var önümüzde (ama serinin son bölümü değil). Bir serinin altıncı filmi için son derece başarılı, üstüne üstlük kendi içerisinde bile tüyler ürperten sürprizler barındıran bu adımda senaryonun sadece jigsaw gizemi üzerine değil, paralelde William'ın hikayesine de eşit ağırlık verilerek kurulması nihayetinde çok şaşırtıcı bir başarı getiriyor.

Aklımda kaldı; atlı karıncadaki çalışanların kendilerini kurtarmak için yalvarışları. William hikayesinin sonu

Sonuç; gayet iyi

http://www.imdb.com/title/tt1233227/

30 ocak cumartesi gecesi izledik

22 Ocak 2010 Cuma

Zombieland (2009)

**** Rule #1 : Cardio ****

Konusu şöyle; insanlığın çoğunun beyinlerine nüfuz eden bir hastalıkla zombiye dönüştüğü ve Amerikanın Zombieland'e olduğu bir ortamda eline kız eli değmemiş takıntılı ve hayatta kalmak için upuzun bir kural listesi oluşturan Columbus (Jesse Eisenberg) hayattaki tek amacı yeniden twinkie yiyebilmek olan kovboy karizmasındaki zombi katili Tallahassee (Woody Harrelson) ile birlik olup zombisiz batıya doğru yola düşer.

Ne anladım; Ruben Fleischer isimli yönetmenin ilk büyük projesi, nedense film başlayana kadar Rob Zombie'nin sanıyordum filmi. Zombilerin tehditi altında hayatta kalmaya çalıştığı ve bunun için oluşturduğu kural setini aktardığı girişin ardından bir yol filmi olarak devam eden komedinin büyük ağırlığı oluşturduğu filmde zaten zombiler de tamamen değişik şekilde öldürülmeleri ile eğlence unsurunu oluşturuyor. Shaun Of The Dead sonrası ona öykünen filmlerin en başarılısı olan Zombieland film referanslarıyla yüklü senaryosu ve estetik zombi katli sahneleriyle öne çıkıyor.

Aklımda kaldı; komşu kızla olan sahnesi. Piyanoyla haftanın zombie katli. Tüm Bill Murray sahnesi. - Pişman olduğun bir şey var mı? - Garfield belki.

Sonuç; eğlenceli

http://www.imdb.com/title/tt1156398/

21 ocak günü izledim.

25 Aralık 2009 Cuma

Paranormal Activity (2007)

** Sen uyurken **

Konusu şöyle; genç bir çift, Micah ve Katie, banliyöde yeni taşındıkları evde garip sesler duymaları üzerine gece uykuları sırasında neler olduğunu görmek için kamera düzeneği kurup gizemi çözmeye karar verirler.

Ne anladım; İsrailli yönetmen adayı Oren Peli bulduğu fikri kendi evi ve kızarkadaşını kullanarak düşük bir bütçeyle çeker ve Blair Cadısının üzerinden yeterince zaman geçtiğini düşünen sinema devleri yeni bir bomba diye piyasaya salar bu filmi. Gerçi Cloverfield ile aynı zamana denk düşen, gene olaylar bittikten sonra bulunan görüntüler sahte belgeseli temasını kullanan bu film ile bunlar bir türe dönüşmeye başlıyor, çünkü genç ve bütçesiz film yapmaya çalışan sinemacılar için uygun bir çıkış noktası. Belki de tam bu yüzden olmuş bitmiş bir şeyleri kameradan izliyorum rahatlığı ile normalde korku filmlerine mesafeli duran ben hiç sıkıntı çekmeden bitirdim filmi. Zaten türü de pek sevmem, sonunda "ee yani?" sorusu ile boşa geçen vakte yandım, iyi ki süresi kısa filmin.

Aklımda kaldı; sonunu söyleyemeyeceğim ama son karesi tek başına akılda kalıcı.

Sonuç; gereksiz

25 aralık 2009 da izledik

http://www.imdb.com/title/tt1179904/

24 Mart 2009 Salı

Saw V (2008)

*** I want to play a game ***

Konusu şöyle; dördüncü filmin sonunda Jigsaw'un bulunduğu binada patlama olmuştur. Yangından kurtulan Detektif Hoffman (Costas Mandylor) ve Ajan Strahm (Scott Patterson) ikisi de paralel olarak olayı incelerler. Aynı zamanda beş kişiden oluşan bir grup kurban kendilerini bir tuzak odasında boyunlarından ölüm makinalarına bağlı bulurlar.

Ne anladım; her yıl bir devam filmi modeliyle devam eden ve daha birkaç sene daha anlaşmaları yapılmış olan serinin bu seneki hasadı. Daha önceki filmlerin bazılarında prodüksiyonda çalışan David Hackl tarafından yönetilmiş. Hikaye bir önceki filmde yarım kalan olayları tamamlıyor, dolayısıyla onunla beraber izlense daha rahat edilebilir. Öncekini tekrar izlemeden güç bela da olsa bir kısmını hatırlayıp anlamlandırmayı başarabildim ama belki bir kısmı da boşa gitmiştir. Poe'nun sarkaç'ından, Küp filminin karakter/odalar temalarından ödünç alınmış birçok öğe bulunabilecek olan filmde beklenen ölçüde gore sahne mevcut. Hem önceki filmleri bir zemine oturtacak hem gelecek için ucu açık bir biçimde bitecek hem de ilgiyi ayakta tutabilecek bir senaryo yazmak gibi bir işin altında başarıyla kalkıyor yazarlar. Özellikle beş kişilik ekipten her seferinde beklenmedik kişinin ekarte olması gibi noktalarda tahmin edici bir orijinallik sağlıyor. Sonuçta dördüncü filme kadar gelen birisi için bunu izlememek olmaz, şimdiye kadar bulaşmamış birisi için de başlangıç noktası burası değil.

Aklımda kaldı; sarkaçlı giriş sahnesi. Finaldeki kutu içerisindeki hızarlardan kolunu feda ederek kan akıtmayı gerektiren alet.

Sonuç; seviyom bu seriyi

22 mart pazar günü izledik

http://www.imdb.com/title/tt1132626/

17 Şubat 2009 Salı

Fido (2006)

**** In the brain and not the chest. Head shots are the very best. ****

Konusu şöyle; zombilerin ehlileştirilerek elektrikli tasmalarla ev hayvanı gibi kullanıldığı bir dönemde Timmy Robinson'un en iyi dostu olan Fido komşuyu yiyince işler karışır. Zombi güvenliği şirketinin patronu olan komşuları Fido'nun peşine düşer.

Ne anladım; Andrew Currie'den bir zombi komedisi. Bu filmi değişik yapan seçilen mekan ve zamanın elliler Amerikan banliyösü olması. Kendisi ve ailesinin zombiye dönüşmemesini hayatının amacı haline getiren ve bu sırada tüm insani özellikleri ıskalayan baba Dylan Baker ve bir yaratıkta kaçırmakta olduklarını bulan anne de Carrie Anne Moss böyle düşük bütçeli bir film için gayet kaliteli seçimler olarak göze çarpıyor. Beklenmedik derecede keyifli bir fanteziye dönüşen bu küçük film çok şey vaadetmiyor ama bir zombi filminin yapması gerekeni yapıyor, alternatif bir dünyaya kısa bir kaçış imkanı veriyor.

Aklımda kaldı; annenin suç mahallinde yaptığı temizlik. Head coffin.

Sonuç; eğlenceli

13 şubat gecesi izledim

http://www.imdb.com/title/tt0457572/

26 Ocak 2009 Pazartesi

Cronos (1993)

**** Ölümcek ****

Konusu şöyle; 1535'de bir simyacı ölümsüzlük sağlayan bir alet yapar ve bir heykelin içine saklar. Heykel yaşlı bir antikacı olan Jesus Gris'in (Federico Luppi) dükkanına gelir ve torunu Aurora (Tamara Shanath) ile tesadüfen aleti bulurlar. Ölümcül hastalığın pençesindeki zengin De La Guardia (Claudio Brook) aletin kullanım klavuzuna sahiptir ve bulduğu her benzeyen heykeli satın alarak aleti bulmaya çalışır. Yeğeni Angel (Ron Perlman) yaşlı antikacının dükkanını bulur.

Ne anladım; günümüzdeki fantastik sinemanın önemli isimlerinden biri haline gelen Guillermo Del Toro'nun (Blade II, Pan'ın Labirenti, Hellboy serisi) ilk filmlerinden. Vampir hikayesinin ölümsüzlük temasını ön plana çıkaran hikaye aynı zamanda yönetmenin artık her filminde görülebilen öğelerini içermesiyle de ilgi çekici. Küçük bir kız çocuğu, içerisinden çalışmasını izlediğimiz ufak makinalar, deriyi döküp beyaz bir cilde sahip olan yaratık gibi. Hikayenin çok özgün olmamasına rağmen filmi ilginç kılan, karakterlerin duygusal boyutları ile derinlik kazanması. Jesus'un artık ömrünün son dönemine yaklaşırken birden istemeden de olsa ölümsüzlüğe kavuşması ama buna karşı ödemesi gereken bedele karşı çelişkileri, Aurora'nın dedesini korumaya çalışması, yeğen Angel'in tek beklentisinin amcanın ölüp servetini kendisine bırakmasına kadar zaman geçirmek olması. Del Toro'nun hem görsel hem fikirsel temalarının kökenlerinin görülebileceği başarılı bir çalışma.

Aklımda kaldı; tuvalet zemininden kan yalama sahnesi. Makinanın örümcek gibi kollarının çalışıp ilk kez Jesus'a sapladığı sahne.

Sonuç; iyi

23 ocak cuma günü izledim.

http://www.imdb.com/title/tt0104029/

7 Aralık 2008 Pazar

Funny Games U.S. (2007)

***** You shouldn't forget the importance of entertainment. *****

Konusu şöyle; iki dengesiz genç Paul ve Peter ya da Beavis ile Butthead (Michael Pitt ve Brady Corbet) bir aileyi yazlıklarında zorla alıkoyarak onlarla kendilerince oyunlar oynarlar. Sonunda sabah dokuzda tüm ailenin ölmüş olacağına bahse girerler.

Ne anladım; Michael Haneke en geniş ilgi gören eserini on yıl sonrasında Amerikalı oyuncularla ve İngilizce olarak yeniden çekiyor, hem de aynı senaryo ile. İlk filmi yaklaşık çekildiği zaman izlemiştim ve o zaman çok anlamlandıramamıştım. Sonuçta nedensiz yere bir eve dalan, kafasına göre oyunlar oynayan, kameraya konuşan, kumanda ile olayların akışını geri alıp değiştiren ve paçayı ele vermeden sonraki işlerine ellerini kollarını sallayarak giden iki zibidinin hikayesi. Sonrasında bunun tüm bir ana akım sinemanın tamamen karşısında olduğu, izleyiciyi manipüle edip zorla birtakım duyguları pompalayan bütün o düzenin bir analizi ve antitezi olduğu minvalinde okumalar neticesinde fikir olarak çok ısındım ama izleyecek o kadar çok film var ki bir daha izlemeyi düşünmemiştim bile. Bu onuncu yıl yeniden çevrimi sayesinde sanki bir tiyatro oyununun bir başka sahnelemesi gibi başka oyuncularla izleme fırsatı oldu ve bence Michael Pitt ve Naomi Watts (anne) ile film son derece iyi olmuş. Zaten pasif bir rol olan baba da Tim Roth'a aşağılanan ve madara olan ailenin reisi! olarak pek bir iş düşmemiş. Bu sefer ne olacağını bilmeme rağmen benim için daha huzursuz bir seyir oldu.

Aklımda kaldı; "bak hiç jöle göbeği yok" Uzaktan kumanda sahnesi. Holdeki bilardo topu. Olayların başlangıcı yumurta isteme sahnesi.

Sonuç; mükemmel.

6 aralık cumartesi izledim

http://www.imdb.com/title/tt0808279/

16 Kasım 2008 Pazar

[Rec] (2007)

*** 28 gün sonra blair cadısı ***

Konusu şöyle; gece çalışanları anlatan bir televizyon programı yapımcısı ve kameraman itfaiyecileri konu aldıkları bir gece yaşlı bir kadının çığlıkları duyulduğuna dair bir çağrıya ekiple beraber gider. Yaşlı kadın kendinden geçmiş şekilde saldırgandır ve ekip konuyu araştıran birimlerce binada karantinaya alınır.

Ne anladım; İspanyol Jaume Balaguero ve Paco Plaza ikilisinden kameranın olayı yaşayan kişilerden biri olduğu Blair Witch tarzı bir korku filmi. Kısa sürede ün kazanan ve hemen Amerikan versiyonu çekilen hikayenin orijinal hali yeniden çevriminde muhtemelen ana karakteri geliştirmek adı altında eklenebilecek klişe karakter özelliklerinden müstesna hali ve alıştığımızın altında süresiyle hikayesini anlatıp çıkıyor. Şu anda devam filmini çekmekle meşgul olan ikili aynı türün öncüsündeki gibi gayet temiz röportaj çekimlerinden cep telefonu ve gece görüşüyle tamamlanan hem çaresizliğin hem de öğrendiklerimizin arttığı, paranormal sulara da giren bir çalışma yapmışlar. Türü sevenleri fazlasıyla memnun edebilecek bir çalışma.. ama türü sevenleri.

Aklımda kaldı; merdivenlerden "laap" diye düşen itfaiyeci. Israrla kapının önüne yaklaşıp yakalanana eleman çok bariz ve sinir bozucuydu.

Sonuç; basit ve iyi

http://www.imdb.com/title/tt1038988/

7 Eylül 2008 Pazar

WAZ (2007)

** Bencil gen **

Konusu şöyle; derilerine WAZ harfleri kazınmış hamile bir kadın cesedi bulunur. Bezgin polis Eddie (Stellan Skarsgard) ve yardımcısı Helen Westcott (Melissa George) olayı araştırmaya başlar ve cinayetlerin sayısı hızla artar.

Ne anladım; filmin tanıtımında "testere ile se7en karışımı" yazınca beklenti biraz yüksek oluyor. Dolayısıyla video estetiği ile karşılaşmak ilk baştan izleyiciyi şaşırtıyor. Gene iddiasından dolayı birisinin karşısındaki için kendisini feda etme ikilemi ile karşılaşacağı farklı zeki durumlar beklerken tüm cinayetlerin aynı düzenekle oluşturulması film içerisinde mantığı sağlıyor (testeredeki sürekli ilginç bir durum yaratma zorlamasının giderek nasıl bayatladığını ve zıvanadan çıktığını görmüştük) ama öte yandan yavanlığa sebep oluyor. Bencil gen teorisinin kullanılması entellektüel bir tat sağlıyor ama katil neden WaZ kazımış kurbanlara ben çok da anlamadım. Netice itibarıyla Nolan'ın da çevirdiği Insomnia tadında bir film olmuş.

Aklımda kaldı; parmak çivileme. Skarsgard'ın bezgin adamı yakışmış.

Sonuç; vasat

6 eylül ctesi izledik

http://www.imdb.com/title/tt0804552/

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Pathology (2008)

*** Dr. Stravinsky, let's take a look inside ***

Konusu şöyle; Ted Grey (Milo Ventimiglia) okulu bitirip çalışmak için gittiği hastanede sırf mükemmel cinayeti işlemek için hakettiğini düşündükleri kişileri öldürüp diğerleriyle birlikte otopsi yapan bir gruba bulaşır. Başta dirense de kısa süre sonra onlara katılır ve sebebi bulunamayacak cinayeti işleme yarışına girişir.

Ne anladım; Crack'i yazan ekipten bir tıbbi gerilim. İlginç ve polisiye bir hikaye beklerken kısa sürede bir vampir hikayesini anımsatan oluşumla karşılaşıyoruz. Bir de bunun üzerine aşırı cinsellik eklenince filmin tonu Öldüren Cazibe / Temel İçgüdü sularına kayıyor. Bol bol otopsi sahnesi, havada uçuşan ciğerler, kesilen uzuvlar ile ölüm ve seks ilişkisi merkez noktaya ulaşıyor, dolayısıyla filmin afişi ya da konusuna göre oluşan beklentiler ters köşeye yatırılıyor. Herhalde bu şekilde daha çok satacağını düşündüler. Kısa zamanda dahi öğrenciden katile dönüşen Milo rolünde Heroes'dan ve son Rocky'den tanıdığımız Milo Ventimiglia var.

Aklımda kaldı; otopside Y şeklinde atılan kesik.

Sonuç; vasat

3 ağustos pazar gecesi

http://www.imdb.com/title/tt0964539/

20 Temmuz 2008 Pazar

Resident Evil : Apocalpyse (2004)

** Rezildent **

Konusu şöyle; ilk filmde Umbrella şirketinin kontrol altında tutamadığı t-virüsü bu sefer daha beter yayılır. Tüm şehir tehdit altında kalınca yönetim şehri yoketmeye karar verir. Alice ve yol arkadaşlarının kurtulmak için birkaç saati kalmıştır.

Ne anladım; herhalde bu serinin de hayranları var ki filmlerini çekip para kazanmaya devam ediyor adamlar. Bilimadamı sony vaiosu ile tüm şehrin kameralarını izliyor ve elemanlarımıza yol tarif ediyor ki kızını kurtarabilsinler. Bilgisayar oyunu kalitesini bile tutturamayan senaryo ve efektlerle tek olayı başroldeki güçlü kadın karakterler olan bu seri Lara Croft'la aynı pastayı paylaşıyor. Sebep sonuç ilişkilerini anlatmaya zahmet etmeyen hikayede zombiler de, şirketin amaçları da, Alice'in ekibi kilisede camdan motorla dalacak kadar nokta vuruşu nasıl bulduğu da havada kalıyor. Lise seviyesi çocukların ilgisini ancak çekebilecek bu filmlerin sorunu o yaştaki çocuklara yasaklanması olsa gerek.

Aklımda kaldı; "GTA, Motherfucker! Oh, yeah! Ten points." Grand Theft Auto göndermesi. Nemesis'in binaya yaptığı saldırıda zenci eleman hariç hepsini hedefleyip indirdiği sahne.

Sonuç; ne bekliyordum ki

20 temmuz pazar günü izledim

http://www.imdb.com/title/tt0318627/

22 Haziran 2008 Pazar

Rogue (2007)

*** Avustralya ne panoramik memleketmiş ***

Konusu şöyle; Amerikalı gazeteci Pete (Michael Vartan) Avustralya'da cevval rehber Kate (Radha Mitchell) liderliğindeki turistik nehir turuna katılır. Gezinin sonuna doğru gördükleri işaret fişeklerinin kaynağını araştırırken devasa bir timsahın bölgesine girerler ve timsah çok sinirlenir.

Ne anladım; Wolfcreek ile çıkış yapan yönetmen Greg Mclean gene Avustralya'da geçen bir korku filmi yapmış. Bu sefer bir manyak katil yok ortada, hatta canavar hayvan filmi olmasına rağmen doğaüstü bir güç tarafından yoldan çıkarılmış bir yaratık da değil kötü karakter. Sadece bölgesine girildiğinde çileden çıkan cüsseli bir timsahı bir grup kibirli turist ve maganda yerlinin karşısına koyup kullanmış McLean. Hikaye önceliği karakter gelişimine veriyor ve ağırdan alıyor, timsahı da çok göstermemeye özen göstererek efektlerini de ekonomik kullanıyor. Neticede çok fazla kan göstermeden sinir bozmaya öncelik vererek geçiyor filmin süresi. Senaryo karakter gelişimine öncelik veriyor dedik ama çok da iyi yapmıyor işini. Vartan'ın karakteri merkezde olmasına rağmen Alias'daki sıkıntılı yüz ifadesini aynen taşıyan varyasyonsuz oyunu sığ kalıyor, neredeyse kamera beni çekmesin de ne yaparsa yapsın demiş. Bu arada o teknenin oraya gitmesine sebep olan fişeklerin hikayesi belki daha ilginç olabilirdi. Doğa görüntüleri en sevilesi yanı filmin.

Aklımda kaldı; the man the legend tişörtü. Timsahın en etkileyici görüntüsü kayaya dayanmış Vartan'a kafayı yan çevirerek hoplamasıydı.

Sonuç; eh işte.

21 haziran ctesi gecesi izledik

http://www.imdb.com/title/tt0479528/

16 Haziran 2008 Pazartesi

30 Days Of Night (2007)

*** 28 günden sonra ne var, 30 gün ***

Konusu şöyle; 30 gün sürecek olan Alaska gecesine girmek üzere olan kasabada bir uydu telefonu parçalanmış ve köpekler öldürülmüş olarak bulunur. Olayları araştıran Şerif Eben (Josh Hartnett) kasabanın sağlam bir vampir çetesi tarafından ele geçirilmek üzere olduğunu anlar.

Ne anladım; daha önce Hard Candy'sini izlediğimiz David Slade tanınmış bir çizgi romanı sinemaya aktarıyor. Filmin çıkış noktası çok şık. Her ne kadar kanun adamı olmak için fazla temiz yüzlü olsa da Hartnett'in ve diğer insan karakterlerin hikayeleri ilgi çekiyor. Yaratıkların görünmesini de mümkün olduğunca erteliyor Slade. Ancak ilk görünmeleriyle neden bu kadar geciktiklerini anlıyoruz. Elemanlar korkunç evet, ama korkunç salak görünüyorlar. Güneş doğana kadar hayatta kalma mücadelesi veren kasaba halkı filmin gore öğeleri sayesinde ilgiyi ayakta tutabiliyor. Bol bol kafa kesmece izliyoruz hatta bir yerde küçük bir vampir bile (karamürsel sepeti değil, en iyi rol yapanı o) parçalanıyor. Ben Foster vampirler tarafından görevlendirilen insan ajan rolünde gene aşırı abartılı bir oyun oynuyor.

Aklımda kaldı; finalde güneş ışınlarıyla küle dönüşen adam.

Sonuç; eh işte.

14 haziran ctesi izledik

http://www.imdb.com/title/tt0389722/

15 Mayıs 2008 Perşembe

The Deaths Of Ian Stone (2007)

** aşk korkuya karşı **

Konusu şöyle; sıradan bir buz hokeyi oyuncusu olan genç (Mike Vogel) , kaybedilen bir maç dönüşü gece yolda garip bir yaratığın saldırısına uğrar ve karnı deşilir, ancak ölmek yerine başka bir yer ve zamanda uyanır ve bu sıklıkla tekrarlanmaya başlar.

Ne anladım; korkunun fantastik bir hikaye ile karıştırılıp sunulduğu ilginç bir deneme. Birkaç kez ölen karakterin yanında, her yaşamda gerçekler hakkında bir gıdım daha şey öğreniyoruz. Filmde birden fazla sıkıntı var; Mike Vogel'in kötü bir başrol olması, her hikayede ortaya çıkıp birşeyler anlatan yaşlı adam karakteri, ilk göründüğünde korkutucu olan yaratığın hikayenin ilerleyen bölümlerinde işlevini yitirmesi. Heroes'un bir bölümü ya da karakterlerinden birinden öteye gidemeyecek bir hikayeyi zorlama şekilde uzun metraj filme dönüştürmüşler. Ancak; korku olsun da taştan olsun diyenlere.

Aklımda kaldı; canki ve işkence sahneleri. Yaraların kapanması gibi bazı yerlerdeki efektler hiç fena değil.

Sonuç; değmez

14 mayıs gecesi izledim

http://www.imdb.com/title/tt0810823/

23 Nisan 2008 Çarşamba

À l'intérieur (2007)

*** Son rahat gecenin keyfini çıkar ***

Konusu şöyle; beş aylık hamile olan Sarah (Alysson Paradis) bir trafik kazası geçirir ve erkek arkadaşı ölür. Dört ay sonra doğum günü geldiğinde bir kadın (Beatrice Dalle) evine girmeye çalışır ve çok ısrar eder.

Ne anladım; bol kanlı, gore tipinde korku filmleri son yıllarda Fransa'dan çıkıyor. Küçük bütçeli bu çalışma Alexandre Bustillo'nun ilk uzun metrajı. Çoğunluğu bir evin de içinde geçen hikaye dar mekanda oldukça sinir bozucu olmayı başarıyor. Kesme, biçme, parçalama sahneleri giderek vahşileşip sonuçta merdivenden oluk oluk kan akan finale kadar şiddeti arttırıyor. Hostel'i anımsatan, ama hikayesine daha fazla anlam katabilen, sonuçta tür ile ilgilenenleri tatmin edebilecek bir film.

Aklımda kaldı; girişteki anne rahmindeki huzurlu bebek animasyonunun bir kaza ile kesilen sahnesi. Sonlarda öldü zannettiğimiz bir polisin kalkıp bir de hamile kadına saldırdığı sahne orada anlamsız geliyor, ama kadının ona ateş ettiği silahın öldürücü olmayan bir silah olmasından ama çok yakından ateş etmesinden dolayı beyinde hasar meydana geldiği ve bundan dolayı davranışlarının kontrolsüz olduğu yönünde bir yorum okudum.

Sonuç; sinir bozucu

22 nisan salı gecesi izledik

http://imdb.com/title/tt0856288/

29 Mart 2008 Cumartesi

Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street (2007)

***** Kan banyosu *****

Konusu şöyle; Benjamin Barker (Johnny Depp) güzel karısına göz koyan Yargıç Turpin tarafından haksız yere suçlanır ve 15 yıl sürgünde yaşar. Döndüğünde karısının kendisini öldürdüğünü ve kızının yargıçın evlatlığı olduğunu öğrenir. Adını Sweeney Todd olarak değiştiren Benjamin'in asıl mesleği berberliği icra etmeye başlar. En büyük yardımcısı da alt katında etli turtalar yapan ama Sweeney gelene kadar turtalara koyacak et bulamayan ev sahibesi Bayan Lowett'dir (Helena Bonham Carter)

Ne anladım; orijinali bir Broadway müzikali olan Sweeney Todd tam Tim Burton'ın filmografisine yakışacak hikayeymiş. Son derece trajik olan hikaye sürgünden gelen bir gemiyle başlıyor. Karayip Korsanlarından beri gemiden inemeyen Depp şarkı söyleyerek iniyor gemiden. Diğer Stephen Sondheim müzikallerine göre daha az melodik parçalarla bezeli müzikal Helena Bonham Carter'ın dünyanın en kötü turtaları parçası ve Depp'in "You sir!" parçaları ile eğlenceli de olabiliyor. Pirelli rolünde Sasha Baron Cohen, kötü adam yargıç ise Alan Rickman var. Usta senarist John Logan'ın uyarlama çalışması son derece başarılı. Kan kullanımı giderek artan film Burton'ın en karanlık ve karamsar filmi herhalde.

Aklımda kaldı; bahsettiğim parçalar. Sandıktaki yarı ölü ceset sahnesi. Mekanizmalı traş koltuğu.

Sonuç; çok kanlı ve başarılı

29 mart cumartesi izledik

http://www.imdb.com/title/tt0408236/

17 Mart 2008 Pazartesi

The Mist (2007)

*** You don't have much faith in humanity, do you? ***

Konusu şöyle; küçük bir kasabada bir fırtına ufak çapta hasar verir. İnsanlar ertesi gün marketlerden alışveriş yaparken kalın bir sis tabakası tüm kasabayı kaplar. Sisin içerisinde ahtapot kolları gibi yaratıklar dolaşmaktadır ve ortaya çıkan insanlara saldırmaktadır. Büyük bir grup bir markette mahsur kalırlar.

Ne anladım; Shawshank Redemption, Green Mile ve Majestic'den sonra Frank Darabont gene bir Stephen King öyküsünden uyarlama ile karşımızda. Çıta giderek düşüyor. Klasik bir zombi filmi çatısına sahip hikaye anlatımında da bu tür filmlerine dayanıyor. Çok rahatsız edici kamera hareketleri var, kameranın elde duruyormuş gibi küçük düzeltmeler yapması, odağını değiştirme gibi küçük dokunuşlar yadırgatıyor kendini. Ancak bu tür ucuz film numaralarının iş yaratıkları görüntüleme gelince masraftan kaçınılmadığını (gerçi sisten fazla birşey görmüyoruz) görmemizle bir tercih meselesi olduğu vurgulanıyor. Filmin en ilginçleştiği nokta olanları tanrının işlenen günahlara ceza olarak gösterdiği gazabı olarak gören ve giderek güçlenen köktencilere karşı sayıları giderek azalan mantıklı insanların arasındaki gerilimin işlendiği sahneler. Darabont'u da hikayenin bu kısmı çekmiştir sanıyorum çünkü önceki filmleri referans olarak alınırsa giderek aşağıya inen bir yolda. Filmin finali özellikle ilk bakışta değişik bir son olsa da biraz bir insanın gerçekten bir tehlike ortalıkta görünmezken öyle davranması hiç inandırıcı değil.

Aklımda kaldı; dışarı bilinemeyen bir durum varken aklın yerine korkudan beslenen bir akımın kazanacağını konuştukları ve insanlığın bu konuda sabıkalı olduğunu söyledikleri sahne. "Din ve politika nasıl çıktı sanıyorsun?"

Sonuç; izlenir ve unutulur

16 mart pazar günü izledik

http://www.imdb.com/title/tt0884328/

14 Ocak 2008 Pazartesi

Saw IV (2007)

*** Nerden geliyor bu kadar teybin parası ***

Konusu şöyle; Jigsaw ile partneri ve suç ortağı Amanda'nın öldüklerini serinin üçüncü filminde görmüştük. Ama bir detektifin ölü bulunması ile başka bir yardımcı olabileceği kuşkusuyla iki FBI ajanı yeni bir soruşturmaya başlar.

Ne anladım; Saw II'den beri serinin yönetmenliğini yapan Darren Lynn Bousman gene iş başında. İkinci filmden sonra daha geniş bir hikaye evrenini anlatmaya dönüşen seriden kendi başına pek de bir anlam ifade etmeyen filmler çıkmaya devam ediyor. Artık karakterleri, yaklaşımı ve şiddetini kanıksadığımız için rahat takip edebildiğimiz bu film de bittiğinde pek çok soruyu cevaplamamış oluyor. Hatta o kadar ki filmin sonunu başında gördüğümüzü ve aslında üçüncü filmin son kısmı ile aynı zaman diliminde geçtiğini yani aynı yere bağlandığını kavramak için biraz zaman gerekiyor. Hikayelerdeki boşluklar ve bağlantılar üzerinde kafa yormaya gerek var mı bilemiyorum. Tüm seri tamamlanınca belki anlam ifade edebilir ama o zaman buna vakit ayıracağımı sanmıyorum. Tek başına da idare eder bir seyirlik.

Aklımda kaldı; şık sahne geçişleri, örneğin ekranın bir köşesindeki karaltının giyilen bir cekete dönüştüğü gibi. Buz kütleleriyle kafa pörtletme sahnesi. I want to play a game :)

Sonuç; seriyi takip edenler için

13 ocak 2008 pazar gecesi izledik

http://www.imdb.com/title/tt0890870/

7 Ocak 2008 Pazartesi

Session 9 (2001)

*** Mary kim ki? ***

Konusu şöyle; bir asbest temizleme ekibinin başındaki Gordon, işe ihtiyacı olduğu için terkedilmiş bir hastanenin temizlenmesi için 3 haftalık işi 1 haftada bitireceğine söz vererek işi alır. Hastane pek tekin değildir.

Ne anladım; Makinist (2004) filminin yönetmeninin daha önceki bir çalışması. En doğrudan paralellik Shining ile kurulabilir. Görüntülerinin tv filmi seviyesinde olmasına rağmen iyi bir oyuncu kadrosu var. CSI serileri ile bilinen David Caruso, Peter Mullan (sadece bir sağlam oyuncu olsa direk ondan şüphelenicem, ama böyle iki adam olunca sonuna kadar katili bulmak da zorlaşıyor) ve Josh Lucas başta olmak üzere 5-6 kişiden oluşan karakterlerin ıssız bir akıl hastanesinde sesler ve hayallerle yüklü gerilimli macerası serbest kamera hareketleri ile yer yer Blair Cadılaşıyor. Finalinde olayların sebebinin tam olarak açıklanmaması ile seyirciye de büyük iş bırakan değişik bir gerilim. SPOILER: (En akla yakın senaryo, adam katliam yapar, ket vurur, sonrasında bir de işin kısa sürede bitirilmesi stresi ile tamamen çöker)

Aklımda kaldı; yarasa şekilli bina. Phil: [to the crew] Good first day, guys.
Henry: Yeah. If it keeps up like this, we'll all be dead by Monday. :)

Sonuç; iyi

6 ocak pazar gecesi izledik

http://www.imdb.com/title/tt0261983/