Arama

polisiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
polisiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2010 Salı

Av Mevsimi (2010)

*** Bakış açısını değiştir ***

Konusu şöyle; ormanlık bir alanda kesik bir kol bulunur. Cinayet masasından tecrübeli detektif Ferman (Şener Şen) ve deli laz İdris (Cem Yılmaz) konuyu araştırmakla görevlendirilir. Eleman eksikliğinden yanlarına çömez Hasan(Okan Yalabık)'ı da alırlar. Araştırma zengin holding patronu Battal'a (Çetin Tekindor) kadar uzandığında bakanların da devreye girdiği ve çözümü zorlaşan bir savaşa dönüşür.

Ne anladım; Yavuz Turgul'un senaryo ve yönetimi ile sinemamızda pek görmediğimiz bir tür filmi denemesi. Öncelikle görüntü yönetiminin tonu ve başarısını kabul etmek lazım. Bir polisiye çekmek de bu kadro için güzel bir deneme olmuş. En ciddi sıkıntı karakterlerin fazla derin olmaması, nihai çözümün filmin adında bile iddia edilen av/avcı/zekaların savaşı gibi sözlerin ağırlığı altında kalması ve dialoglardaki etkileyicilikten uzaklık bana göre. Beni rahatsız eden birkaç kısmını sıralayayım; İdris'in sıkı araba takibine başlar başlamaz Hasan'a antropoloji konusunda laf sokmaya çalışması, gene İdris'in eski karısıyla yakınlaştığı gece, gene İdris'in barda duyduğu şarkı karşısında gösterdiği çocukça heyecan tepkisi vs. vs.

Aklımda kaldı; gölde ilerleyen ve kesik ele ulaşan giriş jeneriği. Ferman'ın ikisini aşağıda haşladığı sahne.

Sonuç; iyi niyetli bir deneme

19 Şubat 2009 Perşembe

Pride And Glory (2008)

** Gurur ve zafer **

Konusu şöyle; neredeyse tüm New York polis teşkilatı bir maçtayken bir uyuşturucu baskınında polisler ölür. Ray Tierney (Edward Norton) teşkilatın emektarı babası Francis (Jon Voight) tarafından olayı araştırması için ikna edilir ancak abisi Francis (Noah Emmerich) ve kayınbiraderi Jimmy'nin (Colin Farrell) kirli işlere bulaştığını farkettiğinde aile temelinden sarsılır ve kardeşlerin doğru yola dönüp dönmeyeceğine dair bir sorgulama başlar.

Ne anladım; Gavin O'Connor'ın senaryosunda da çalıştığı ve yönettiği bir polis draması. Tam açıklanmayan netameli bir olay yüzünden polislikten soğumuş biri, diğeri boğazına kadar bataklığa batmış, bir diğeri yönetici konumunda ve hakim olmaya çalışıyor ancak çoktan herşey kontrolden çıkmış. Babaları ise ne kadar kötü olursa olsun herşeyin örtbas edilebileceğini düşünen ve oğullarını yönlendirmeye çalışan bir emekli. Tam bir kötü karakter ortaya koymayıp herşeye bir bahane uydurmaya çalışan senaryoda fazla birşey yok, olanlar da felaket klişelerden apartma. Finalde barda Ray'in Jimmy'i bulup tezgaha rozeti silahı bırakıp tekme tokat giriştikleri ileri derecede anlamsız sahne filmi kitsch düzeyine taşıyor. O olmasa dürüstlük, meslek onuru gibi boş kavramlara dayanan vasat bir deneme deyip geçecektim.

Aklımda kaldı; bebek ütüleme sahnesi.

Sonuç; gereksiz

17 şubat salı gecesi izledik.

http://www.imdb.com/title/tt0482572/

5 Ocak 2009 Pazartesi

Righteous Kill (2008)

** Most people respect the badge. Everybody respects the gun **

Konusu şöyle; Turk (De Niro) ve Rooster (Pacino) NYPD'de emekliliklerine gün sayan iki polistir. Çevrelerinde insanlar öldürülmeye başlar. Maktullerin yanına küçük kağıtlarda şiirler bırakan bu seri katili bulmakla görevlendirilirler.

Ne anladım; ortalama işlerin yönetmeni Jon Avnet tüm zamanların en karizmatik iki oyuncusu ile bir seri katil / polis draması karışımı çekmiş. Artık yetmişlerine yaklaşan bu baba oyuncuları artık Henry Fonda ya da Spencer Tracy'nin son dönem işlerine benzeyen dramatik ve etkileyici rollerde izlemek umudumuz ama elemanlar benzerlerinden milyonlarca bulunan piyasa filmlerinin setlerinde ölmeye kararlı. Öncelikle film aşırı testosteron yüklü; "bizim" ortaklar, diğer ortaklarla hırlaşıyor, zenci klüp patronu ile çatışıyor, filmin tek kadın karakterini yakalayan oracıkta çökertiyor, silahlar konuşuyor, öküz bir rusun taklidini yaparak gülüşüyor elemanlarımız vs. vs. Zamanında Serpico karakterini yaratmış olan Pacino'nun bu kez canlandırdığı Rooster'ın ne düşündüğünü neden bu hikayede yer aldığını neden bu rolün bu adam tarafından canlandırıldığını anlayamıyoruz. Hikayenin yarım saati geçtiğinde herşey henüz çok karışık olmasına rağmen kameraya konuşan adamın itiraflarının izleyiciye atılan bir yem olduğunu çok açık bir şekilde anlıyoruz ve aklımıza birşeyler geliyor. Yok canım öyle basit ve saçma bir çözümleme değildir, hem yan rollerde bile böyle boş olmayan adamlar varsa kesin onlardan biri çıkar suçlu diyip başka bit yenikleri arıyoruz ama aklımıza gelen başımıza geliyor. Daha önce Inside Man'i yazan senarist gene aynı numarayı çekmeye çalışmış ama bir rapçinin rol kestiği hangi film vasatı aşabilmiş ki bu aşsın.

Aklımda kaldı; elemanın De Niro'nun kafayı tabanca ile yardığı sahne. Güvenlik kamerasındaki itiraflar.

Sonuç; bu nedir

http://www.imdb.com/title/tt1034331/

27 Ekim 2008 Pazartesi

Oxford Murders (2008)

*** Oxford manyak dolu ***

Konusu şöyle; Oxford'a okumaya gelen Martin (Elijah Wood) hayranı olduğu profesör Seldom'un (John Hurt) tanıdığı bir anne kızın yanına yerleşir. Profesörü danışmanı olmaya ikna etmeye çalışırken cinayetler işlenmeye başlar. Bir matematik bilmecesine benzeyen notlar da gelmeye başlayınca beraber cinayetleri araştırmaya başlarlar.

Ne anladım; İspanyol yönetmen Alex De La Iglesias'ın tanınmış İngiliz ve Amerikalı oyuncularla ilk filmi. Geçen sene izlediğimiz Fermat'ın Odası'na benzeyen hikayesi; akademik çevrelerde gerçekleşen ama hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı seri cinayetleri anlatıyor. Hikayenin görsellikten çok konuşarak anlatılması takibi zor bir film çıkartıyor ortaya ama dialoglar takip edilebilirse fena olmayan söylemler filmi biraz sürüklüyor. Koca Oxford'da bir tane akıllı adam yok neredeyse. Çekimindeki kusurlara rağmen işlenen cinayetleri ulvi bir sonuca bağlama konusunda zayıf kalan benzerlerine kıyasla senaryo açısından ayakta kalabilen bir film izlenimi bıraktı bende.

Aklımda kaldı; profesörün bilinemezci söylemleri. Elemanın "ben gördüğüme inanırım" diyip parke taşlarına düştüğü sahne çok acemice çekilmiş gibi geldi. Finaldeki önce profesörü sonra Martin'i odağa alan çözümlemeler.

Sonuç; tv filmi tadında.

25 ekim cumartesi

http://www.imdb.com/title/tt0488604/

20 Ocak 2008 Pazar

Sis ve Gece (2007)

**** Uğur Polat'ın bıyıkları ****

Konusu şöyle; amiri yakınlarda öldürülen gizli servis elemanı Sedat, içinde bulunduğu teşkilatın kendisini pasifize ettiğini düşünmektedir. Özel yaşamında da gizlice aşk yaşadığı resim öğrencisi Mine ortadan kaybolmuştur.

Ne anladım; Ahmet Ümit'in tanınmasını sağlayan eserlerinden Sis ve Gece, Turgut Yasalar tarafından senaryolaştırılıp sinemaya aktarılmış. Aksiyonu arka planda kalan, karakterlere odaklanan bir polisiye, hatta psikolojik drama denebilir. Aynı dönemin ürünü olan Haluk Bilginer'li Polis akla geliyor ama ben o filmi hiç beğenmediğim için aynı kefeye koyamıyorum bununla. Bana Insomnia'yı anımsattı. Kitabı okuyalı çok zaman olmasına rağmen filmde sahnelerin ilerlemesiyle bölümleri tek tek hatırlattı. Tanınmış bir romanı sinemaya aktaran kişiler bir bağlılık yemini etmek zorunda değil tabi ama gördüğüm en iyi kitap uyarlamalarından biri diyebilirim. Romanın ruhunu çok başarılı yansıtıyor. Sürekli bir tanıdık oyuncunun çıkıp bir sahne oynayıp bir daha görünmemesi ilginç, "aa bak bu da oynuyor" etkisi yapıyor. İlyas Salman, Uğur Polat ve Mine rolündeki Selma Ergeç üzerlerine düşeni yapıyorlar.

Aklımda kaldı; tabi ki finali. Sorgulama için gidilen mekan. Yargısız infaza dönüşen baskın.

Sonuç; çok beğendim

19 Ocak Ctesi günü izledik.

http://www.imdb.com/title/tt0903021/

15 Şubat 2007 Perşembe

Spider Forest - Geomi Sup (2004)

*** Karmaşık bir polisiye ***

Konusu şöyle; bir orman evinde iki ceset bulan Kang Min aynı zamanda katili de görür, onu kovalar ama yakalamak üzereyken dayağı yer. Daha sonra da bir arabanın altında kalır ve beyin sarsıntısı geçirir. Olayı hatırlamakta zorluk çeken Kang Min polis arkadaşıyla beraber neler olduğunu çözmeye çalışır.

Ne anladım; sürprizli bir polisiye film. Kayıp Otoban'ı anımsatan sahneler ve dönüşler mevcut, ama ona göre daha anlaşılabilir bir film. Yani ben anladığımı sanıyorum en azından. Güney Kore kaliteli popüler film sineması üreten bir ülke, buradan çıkan filmler başarılı olursa hollywood alıp tanınmış oyuncularla yeniden çeviriyor bu sefer onlar bir amerikan hikayesini yeniden çevirmiş gibi. Uzakdoğudan çıkan filmlerin ortak noktası haline gelen, karakterlerden birinin geçmişinin sonlarda ortaya çıkması, çocukluktan bir hikaye bu filmden de eksik değil.

Aklımda kaldı; adama araba çarptığı sahne sayesinde Adapazarı yolunda geçtiğimiz tünelde hep bu film aklımıza gelecek heralde.

Sonuç; koreden babam çıksa izlerim

15 şubat perşembe akşamı evde izledik

http://www.imdb.com/title/tt0407821/

Hollywoodland (2006)

*** Superman dönmüyor, ölüyor ***

Konusu şöyle; televizyon dizilerinde oynadığı Superman rolüyle meşhur olan George Reeves 1959 yılında, bir gece yatak odasında ölü bulunur. Görünüşe göre arkadaşlarıyla oturmuş, eğlenmiş sonra da üst kata çıkıp kendini vurmuştur. Bir kaç hafta sonra Louis Simo isimli detektif Reeves'in annesi tarafından olayı araştırması için tutulur. Bir taraftan geri dönüşlerle Reeves'i o geceye getiren olayları izlerken diğer taraftan da Simo'nun bu olay çerçevesinde onu anlama ve olayı çözme çabalarını takip ederiz.

Ne anladım; bir olaya farklı açılardan bakıldığında farklı hikayelerin çıkabileceği üzerine kurulu filmlerden. İntihar eden oyuncu sektörün kalantor adamlarından birinin karısı ile beraberdir, ama Reeves'in aynı zamanda yeni bir sevgilisi de vardır dolayısıyla adam da kadın da işlemiş olabilir cinayeti. Öte yandan Reeves sinemaya geçmeye çalışmaktadır, ama formunu ve kendine güvenini kaybetmiştir yani kendini de vurmuş olabilir. Üst düzey oyuncu kadrosuna rağmen amaçsız bir hikaye var ortada. Kimi takip edeceğimizi şaşırıyoruz ve bir süre sonra film kopuyor. Henüz izleyemediğim Black Dahlia'ya benziyor gibi hem görsel hem konu olarak ama ona göre daha anlaşılır.

Aklımda kaldı; Superman dizisinin çekimlerini gösterdiği yerler; iple uçurmaya çalışmaları, Reeves'in Çelik Adamım ben diyip pantalonunu indirdiği sahne komikti. Yatak odasında tavandaki kurşunun bir sonraki sahnede güneşe döndüğü geçiş şıktı bi de.

Sonuç; film bitiyor ve "ee noldu şimdi" diyip kalıyoruz

14 şubat çarşamba gece merveyle izledik

http://www.imdb.com/title/tt0427969/

12 Şubat 2007 Pazartesi

Departed (2006)

**** Köstebek isimli film enflasyonu var ****


Konusu şöyle; Frank Costello (Nicholson) İrlanda mafyasının güçlü ve acımasız liderlerindendir. Şebekesini ayakta tutmak ve polise karşı gücünü arttırmak için henüz küçük bir çocukken Colin Sullivan'ı himayesine alır, okutur, polis olmasını sağlar. Sullivan büyüyünce polis içerisinde güçlü bir konuma gelir. Billy Costigan ise iyi bir polis olmak isteyen ama ailesinin kötü şöhretinden dolayı suçsuz olmasına rağmen polis teşkilatından atılmak üzere olan biridir. Ona da Costello'nun çetesine sızıp muhbirlik yaparak şerefini temizleme ve hayatını kurtarma şansı verilir. Farklı iki kolda birbirine zıt iki truva atının yolları ister istemez kesişir.

Ne anladım; Scorsese bu sefer çok iş yapan bir uzakdoğu filminin yeniden çevrimine el atıyor. En baba filmi Goodfellas (Sıkı Dostlar) kulvarında bir hikayeyi almış, çok iyi oyuncularla çevirmiş. Süresi biraz uzun ama sıkmıyor. Caprio konusundaki ısrarı ile her beraber çalışmaları daha iyiye gidiyor. Orijinal film bir üçleme, Internal Affairs isimli filmin 2 tane de devam filmi mevcut, insan onları merak ediyor. Orijinal hikayede yokmuş ama Mark Wahlberg'in oynadığı Dignam isimli küfürbaz polis filmde en akılda kalıcı eleman.

Aklımda kaldı; finalde penceredeki fare. Bir de Dignam'ın bozuk ağzıyla sürekli birilerine çatması.

Sonuç; Goodfellas'ın yerine geçemez ama çok iyi.

Sinemada izlediydik

http://www.imdb.com/title/tt0407887/