Arama

macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2008 Pazar

Tropic Thunder (2008)

**** You m-m-m-mmm-m-make me happy ****

Konusu şöyle; bir grup büyük oyuncuyla bir Vietnam filmi çekmeye çalışan İngiliz yönetmen Damien Cockburn (Steve Coogan) bu yıldızların kapris ve egolarıyla başedemeyince hikayenin arızalı yazarı Four Leaf'in (Nick Nolte) gazıyla akıllanmalarını sağlamak için oyuncuları ormanın ortasına tek başlarına bırakır. Aksiyon filmlerinin artık çaptan düşen oyuncusu Tugg Speedman (Ben Stiller), rolün havasına girmek için deri rengini ameliyatla koyultan karakter oyuncusu Kirk Lazarus (Robert Downey Jr.), osuruk komedyeni Jeff Portnoy (Jack Black), rapçi oyuncu Alpa Chino (Brandon Jackson) ve genç Sandunsky (Jay Baruchel) karşılarında gerçek uyuşturucu kaçakçıları olduğunu bilmeden ellerindeki senaryoya göre oynamaya devam ederler.

Ne anladım; Ben Stiller'in müzisyen Justin Theroux ve Etan Cohen (Coen değil) ile beraber yazdığı, kendi yönettiği ve baş karakterlerden de birini oynadığı; Hollywood'un başta savaş filmleri olmak üzere klişeleriyle baştan aşağı dalga geçtiği bir komedi. Metot oyunculuğundan özürlüler üzerinden duygu sömürüsü yapan oscarlık filmlere, işini kaybetmemek için müşterisinin saçmasapan kaprislerine bile dünyanın en doğal isteğiymiş gibi davranan menajerlerden küçük büyük tüm dağları yarattığını zanneden stüdyo patronlarına eleştirilen klişerler ve tiplemelerle dolu film. Yazan kadronun kendi topraklarında çok rahat gezindikleri belli ve şarjörleri tam dolu. Jack Black'in çok aktif olmadığı (gene de bağlandığı ağaçtan kurtulmak için teklifler sıraladığı sahne kopuk) buna karşın Downey Jr.'un bütün kadroya bedel bir oyun çıkardığı filmin zaten her rolü sağlam oyunculara teslim edilmiş. DVD yorumlarını merak ettim.

Aklımda kaldı; tam bir özürlüyü oynarsan asla Oscar alamazsın ve Blu-Ray neden kazandı tespitleri. Girişteki fragmanlar (Scorcher serisi ve gay keşişler). Stüdyo patronunun final dansı. Simple Jack. Tugg'un Platoonvari ölüm ve gözyaşı sahneleri.

Sonuç; çok iyi

14 aralık pazar günü izledim

http://www.imdb.com/title/tt0942385/

8 Aralık 2008 Pazartesi

10.000 B.C. (2008)

** 10.000 olsa ne olur 100.000 olsa ne olur **

Konusu şöyle; zamanında babası kaçtığı için kabilesi tarafından hor görülen D'leh (Steven Strait) genç bir erkek olduğunda sevdiği kız Evolet (Camilla Belle) uğruna gene de liderlik yarışına girer. Yarışı hakkıyla kazanmadığı için feragat eder ama daha vahşi bir grup topluluğa saldırıp kızı kaçırınca ekibini toplayıp onu kurtarmak için yollara düşer.

Ne anladım; Roland Emmerich'in en iyi filmi. Tabi adam sinema sanatındaki deniz seviyesini temsil ettiği için beklentileri sıradan bir filme göre bile hayli düşük tutmak lazım. Ama açıkçası hikayede kullanılan cesur trüklere pek takılmadım hatta sonuna kadar izlememi sağladılar, dur bakalım daha ne çıkacak diye. Kolaya kaçılmış kısımlar; filmde herkes İngilizce konuşuyor, bunun anadili İngilizce olmayan kimseyi rahatsız etmesine gerek yok ki zaten ben de rahatsız olmadım. Hem mesela Türkçe konuşsalar ne olacak ki, Apolcalypto'da herkes farklı homurduyordu da birşey mi değişti. Zaten hikayenin öğeleri dış sesle ve bol bol konuşularak veriliyorsa o noktadan sonra bu eleştirilecek bir konu değil. Mamutlarla piramitlerin zamandaş olmamalarından ötürü anakronizm yapıldığı ve hatalar olduğu eleştirileri de fazlaca doğrucu bir bakış. Evet insan izlerken kendinden şüphe ediyor, ileride bir tartışmada da bu filmi referans göstererek iddia edebilir ve kendimi salak yerine koyabilirim ama sonuçta zalimliği temsil eden bir ortam lazım, yazanın da aklına tuvalette bu gelmiş ağzından çıktıktan sonra da değiştirememiş, hoşgörmek lazım. Gerisi de zaten sık kullanılanların tepesindeki şablonu senaryo programında açıp isimleri değiştirmeye kalmış. Yalnız efekt programının son versiyonunu indirmeye üşenmişler.

Aklımda kaldı; birbirinden anlamsız boyutlarıyla dev kaplan ve orantısız mamutlar. Kürk giymiş balo kral ve kraliçesi görünümleriyle iki ana karakter. Diğer kabileden adamların konuşması üzerine "Dilimizi nerden biliyorsunuz?" şeklindeki kopartan şaşkınlık nidası.

Sonuç; ne diyim ki?

8 aralık pazartesi izledim

http://www.imdb.com/title/tt0443649/

16 Kasım 2008 Pazar

Chronicles Of Narnia : Prince Caspian (2008)

** Aslanın suratını Bush yapsınlar bir dahakine **

Konusu şöyle; amcasının bir erkek çocuğu olması ile hayatı tehlikeye giren Prens Caspian kaçmak zorunda kalır. Narnia'dan yaptığı yardım çağrısına ise gene Pevensie kardeşler bu dünyanın kral ve kraliçeleri olarak gelerek yanıtlarlar.

Ne anladım; gene Andrew Adamson imzalı serinin bu ikinci filmi ilkinin yüzyıl sonrasında geçiyor, tabi Narnia yılıyla, yoksa dünyada bu gençler sadece bir yıl yaşlanmış. Kitaplarının yetişkinlere yönelik olduğu ve yoğun Hristiyanlık temalarıyla yüklü olduğu söylenen serinin bu filmi ne ilk filmde tanıştığımız dünyaya birşey ekliyor, ne de karakterleri daha geliştiriyor. İki saati aşkın süresiyle ve görkemli sahneleriyle ancak 15 yaş altı çocukların hayal dünyalarını körükleyebilecek, savaş yanlısı sıradan bir anlatı. Zamanda yolculuk konusu bir tv dizisinin sıradan bir bölümüyle aynı sığlıkta. Bilgisayar destekli savaş sahnelerine güvenebilirdiniz ama aslanın canlandırması fena değilken savaş sahnelerinde özellikle baş oyuncuların uyumsuz hareket ve tepkileri çok göze batan bir amatörlükte, felaket bir montaj rezaleti. Burada prens caspian'ı baştan sonra aynı ifadeyle son derece başarısız oynayan Ben Barnes ve Lucy ile anlamsız aşk denemesini aşağılamak için de bir cümle yazmış olayım.

Aklımda kaldı; yoğun bir makyajın ardında da olsa Peter Dinklage'ın Trumpkin karakteri.

Sonuç; bana göre değil

23 kasım pazar günü izledik

http://www.imdb.com/title/tt0499448/

31 Ekim 2008 Cuma

The Art Of Travel (2008)

*** The art of travel is to deviate from one's plans ***

Konusu şöyle; liseden mezun olan Conner (Christopher Masterson) çocukluk aşkıyla evlenmek üzeredir. Düğün iptal olunca Orta Amerika'da tek başına balayına çıkar ve üniversiteye başlamadan önce bir kendini bulma yolculuğu yapar.

Ne anladım; Malcolm In The Middle tv dizisininden oyuncu Christopher Masterson ve senaristlerin içinde olduğu bir yol filmi. Eleman okula başlamadan önce bir sene kendisini keşfetmek, hayatta ne istediğini bulmak için bir yolculuk yapar. Darien Gap'i geçip dünya rekoru kırmaya çalışan bir grup insanın çabasının ortasına oturduğu filmin sorunu senaryonun hikayenin hakkını verememesi. Yolculukta yakınlaştığı Angelika ile hikayesi de sarkıyor. Cesur bir finali var; eleman kendisine anlatılan ömründe bir kez görebileceği bir şeyi görmeyi tercih ediyor ama sonunda tam da kendisine söylendiği gibi, bir kandırmacanın kurbanı olduğunu öğrenmesiyle film komik bir şekilde son buluyor. Müsait mekanlarda çekilmiş olmasına rağmen teknik kalitesinin düşüklüğü sebebiyle çok da göz okşayan bir görüntüsü de yok. Özgür ruh gazı için izlenebilir.

Aklımda kaldı; 68 yılda bir patlayan gaygere yetiştiği sahne, sonrasında "gotcha" kartpostalı.

Sonuç; pek olmamış

30 ekim perşembe

http://www.imdb.com/title/tt0448993/

29 Eylül 2008 Pazartesi

Hellboy II : The Golden Army

**** World, here I come. ****

Konusu şöyle; insanlarla diğer yaratıklar arasında tarih öncesi çağlarda bir anlaşma yapılmıştır. İnsanlar şehirlere diğer yaratıklar orman ve yer altına sığınmıştır. Ancak insanların çevreye ve dünyaya verdiği zararlar elf Prensi Nuada'nın babasına başkaldırmasına ve karşı konulamaz Altın Ordu'yu canlandırmak için üç parçadan oluşan tacın parçalarının peşine düşmesine bahane olur.

Ne anladım; Guillermo Del Toro ilk Hellboy'un altından görsel ve fantastik boyutlarıyla başarıyla kalkmıştı ama hikayenin bağlanma şekli çok tatmin edici değildi ve çığırından çıkıyor gibiydi. Bundan gözü korkan orijinal stüdyo ikinci filme girişmekten çekinir, Sony desteğini çeker ama bu sırada Universal devreye girer ve "kızıl"ın ikinci hikayesini izleme fırsatına bu şekilde ulaşırız. Karakterleri ile birebir Fantastik Dörtlüyü anımsatan Hellboy bu ikinci filmde diğer seride eksik olana sahip : vizyon sahibi bir yönetmen. Hayalgücünün ürettiği yaratıkların bir kısmına Pan'ın Labirentinden aşina olduğumu yönetmen hakikaten komik bir "süper kahraman shrek" olan, Hancock türevi kahramanına çok da yenilikçi olmayan bir macera yüklüyor. Eleman bir yandan uzun süreli bir flörtün rutin sorunlarıyla boğuşan tipik bir erkek iken diğer yandan egosunu tatmin etmeye çalışan bir dünya kurtarıcısı. "Men In Black" vari gizli bir laboratuar yaşamı sürmeye zorlanırken diğer yandan kendisini dünyaya duyurmaya istekli. Maceranın hikayesi bildik tılsım peşinde koşturan Indiana Jones, kaçan prenses, ona aşık olan içine kapanık bilge ile Yıldız Savaşları evreni de dahil olmak üzere referans dolu. Tüm bu yinelenen öğelere rağmen komedi olarak da iyi işleyen film hiç sıkmadan bir üçüncüye işaret eden ama başı sonu belli bir hikaye sunuyor gerçi bu yinelemeler bir üçüncüyü sıkıcı olmaktan kurtaramayabilir. En azından Toro artık hep aynı yaratığı kullanmayı bırakmalı.

Aklımda kaldı; Mavi ile Kızılın "can't smile without you" düeti. Troll pazarı. Brooklyn köprüsünün dibinden geçilen dünya.

Sonuç; çok güzel

27 eylül cumartesi gecesi capitolde izledik

http://www.imdb.com/title/tt0411477/

22 Haziran 2008 Pazar

Rogue (2007)

*** Avustralya ne panoramik memleketmiş ***

Konusu şöyle; Amerikalı gazeteci Pete (Michael Vartan) Avustralya'da cevval rehber Kate (Radha Mitchell) liderliğindeki turistik nehir turuna katılır. Gezinin sonuna doğru gördükleri işaret fişeklerinin kaynağını araştırırken devasa bir timsahın bölgesine girerler ve timsah çok sinirlenir.

Ne anladım; Wolfcreek ile çıkış yapan yönetmen Greg Mclean gene Avustralya'da geçen bir korku filmi yapmış. Bu sefer bir manyak katil yok ortada, hatta canavar hayvan filmi olmasına rağmen doğaüstü bir güç tarafından yoldan çıkarılmış bir yaratık da değil kötü karakter. Sadece bölgesine girildiğinde çileden çıkan cüsseli bir timsahı bir grup kibirli turist ve maganda yerlinin karşısına koyup kullanmış McLean. Hikaye önceliği karakter gelişimine veriyor ve ağırdan alıyor, timsahı da çok göstermemeye özen göstererek efektlerini de ekonomik kullanıyor. Neticede çok fazla kan göstermeden sinir bozmaya öncelik vererek geçiyor filmin süresi. Senaryo karakter gelişimine öncelik veriyor dedik ama çok da iyi yapmıyor işini. Vartan'ın karakteri merkezde olmasına rağmen Alias'daki sıkıntılı yüz ifadesini aynen taşıyan varyasyonsuz oyunu sığ kalıyor, neredeyse kamera beni çekmesin de ne yaparsa yapsın demiş. Bu arada o teknenin oraya gitmesine sebep olan fişeklerin hikayesi belki daha ilginç olabilirdi. Doğa görüntüleri en sevilesi yanı filmin.

Aklımda kaldı; the man the legend tişörtü. Timsahın en etkileyici görüntüsü kayaya dayanmış Vartan'a kafayı yan çevirerek hoplamasıydı.

Sonuç; eh işte.

21 haziran ctesi gecesi izledik

http://www.imdb.com/title/tt0479528/

30 Mayıs 2008 Cuma

Indiana Jones And The Kingdom Of The Crystal Skull (2008)

*** Indy'nin son sözü "I like Ike" ***

Konusu şöyle; başlarında Irina Spalko (Cate Blanchett) bulunan Rus askeri ekibi Indiana Jones (Harrison Ford)'dan hükümetin deposunda bulunan gizemli bir kutuyu bulmasını ister. Aradıkları Kristal Kafatasıdır ve Amazonlara kadar uzanan bir yarış başlar.

Ne anladım; 2000'li yıllar tüm bir popüler kültürün doğuş yıllarına saygı sunuşunu yapmaya devam ediyor. Star Wars, Rocky ve Rambolar gibi eski dostların yeni ve şimdilik son maceralarını izliyoruz ve belki son bir kez görüyoruz. En sıradan kahraman Indiana Jones'un da model alındığı bazı filmleri izledik yakın zamanda Tomb Raider, National Treasure serileri gibi. Spielberg ve Lucas uzun süren bir hazırlık ve karar sürecinin sonucunda yeni ve son macerayı karşımıza çıkardı nihayet. Açıkçası önceki filmleri unutarak izlemeye başlayınca filmin girişi ile bir hayal kırıklığı sarıyor. Her şey fazla çocukça ve mantıksız geliyor, ama aslında bu serinin fantastik bacağını unutmamızdan kaynaklanıyor. Evet Indy bir süper kahraman değil ama fiziksel kurallara çok sadık bir dünyada da yaşamıyor. İlk üç filmdeki hikaye şablonu burada da büyük bir tutuculukla sahneleniyor, üçüncü filmde babasıyla ilişkilerine gülerken burada oğluna nasıl yaklaştığını görüyoruz. Amazonlardaki arabalı kovalamaca, finalde gizemin çözüldüğü tapınağın yıkılması ve son anda kurtuluşlar hep daha önce gördüğümüz hikaye yapıtaşları. Bir anlamda Spielberg seriyi bu film ile temize çekmiş, ilk kez bu filmi izleyen bir çocuğun hayalgücünü nasıl tetikleyeceğini görmek çok da zor değil.

Aklımda kaldı; nükleer deneme sahnesi. Bu filmde tiksinti sembolü insan yiyen karıncalar olmuş. Ormandaki arabalı kovalamaca sahnesi.

Sonuç; yakışır.

30 mayıs cuma gecesi sinemaya gittik

http://www.imdb.com/title/tt0367882/

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Golden Compass (2007)

*** Gene seçilmiş kişi ***

Konusu şöyle; yatılı okulda okuyan Lyra gizlice tanık olduğu bir konuşmada paralel evrenler arasında bağlantıyı sağlayan "Toz"un varlığını öğrenir. Amcası Lord Asriel (Craig) onu bu tozun peşine düştüğü kutup gezisine götürmeyecektir ancak Bayan Coulter (Kidman) oraya götüreceği vaadiyle okulundan gezi için yanına alır.

Ne anladım; Chris Weitz yönetmen koltuğunda, Philip Pullman'ın fantastik hikayelerini görselleştiriyor. Narnia Günlüklerinin muhafazakar ve deist bakış açısının tam karşıtında olarak değerlendirilen Pullman'ın serisinden uyarlanan bu ilk filmin yapım süreci biraz sancılı geçmiş. Yönetmen din ve tanrı kelimelerinin geçmeyeceğini açıklayarak yapımcıyı rahatlatmaya çalışırken roman hayranlarını karşısına almış, filmin sonu devam filmine bağlantı için havada bırakılmış. Sonuçta görsel olarak zengin, şatafatlı bir giriş bölümü olmuş ama tek başına pek ayakta duramıyor bu film. İki dönüm noktası (Iorek'in tahtını geri alma savaşı ve final savaşı) son derece yapay ve yanlış mesajlarla dolu. Henüz romanları okumadım ama eğer hakikaten sadece bunları anlatıyorsa Narnia'dan ne farkı var anlamadım. Gün itibarıyla tehlikede olan devam filmi yapılırsa izleyecek kadar merak veriyor ama pek umut vermiyor.

Aklımda kaldı; insanların yanında dolaşan cinleri. Koca yatılı okulda bir kadın geliyor, bana verin diyor bir öğrenciyi alıveriyor.

Sonuç; merak uyandırıcı

19 mayıs ptesi izledik

http://www.imdb.com/title/tt0385752/